T.C. ILGAZ BELEDİYESİ
  • image01
  • image02
  • image02
SAYFALAR



Kahramanlarımız

~ HANCI HALİL AĞA ~

Halil Ağa Ilgaz İlçesi Kale Köyündendir. Çanakkale savaşına iştigal etmiş, İstiklal savaşının başlaması ile Kuvay-i Milliye saflarında yer almış, orduya maddi ve manevi yardımlar sağlamış, üstün gayret ve hizmetler vermiş bir Anadolu kahramanıdır.

İstiklal madalyası sahibi olan Halil Ağa, o dönemlerde İnebolu – Ankara yolunu kat edipte tanımayan, onun hanında ağırlanmayan hemen, hemen yok gibidir.

Yüce Türk Milletinin istiklal ve kurtuluş savaşında kağnı ve yük hayvanlarıyla İnebolu’dan yüklenen silah ve mühimmatlar büyük bir fedakârlık, çaba ve kahramanlık sergilenerek Ankara’ya oradan da cepheye ulaştırılmıştır.

İsimleri unutulmuş bu kahramanların içinde Ilgaz Kale Köylü Hancı Halil Ağanın fedakârlıkları unutulmaz.

Halil Ağa, o günkü şartlarda hatırı sayılır bir esnaftır. 120 adet e yakın katır ve atı mevcuttur. At ve katırlarını kurtuluş mücadelesi için devlete tahsis etmiştir.

Ordunun ihtiyacı silahlar bu handa saklanmış ve cepheye Hancı Halil Ağanın katır ve atları ile taşınmaları sağlanmıştır.

İnebolu ile Ankara’nın tam ortasında yer alan hanında, yöremiz insanının da katıldığı cephane taşınmasına, yemek, dinlenme ve diğer ihtiyaçlarını da hanında karşılamış, hiç karşılık gözetmemiştir.

1925 yılında Ulu Önder Atatürk ve heyetindekileri hanında ağırlamış. Ulu önder Atatürk ve heyetindekilere yemek ve ayran ikram etmiş, aralarında ise şöyle bir diyalog geçmiştir.

İkram edilen ayran çok soğuktur, içinde ise bir adet saman çöpü vardır, Ulu önderin heyetindekiler Atamıza ayranı içmemesi için uyarmışlar ve içinde saman çöpü var diye söylemişler, Halil Ağada sinirle bir şekilde heyettekilere dönerek, ayran içindeki saman çöpünden haberi olduğunu Ulu önderimizin yazın o sıcak zamanında hızlı içip hasta olmaması için böyle usullerinin olduğunu söylemiş, Ulu Önder Atatürk, Halil Ağadan çok etkilenmiş ve kendisini yalnız bırakmaması ve Ankara’ya yolu düştüğü zaman yanına gelmesini söylemiştir.

Ulu önderimiz aradan belirli bir zaman geçince Hancı Halil Ağaya bir heyet yollamış, bu heyet, para ve değişik hediyelerle, Halil Ağanın yanına gelmiş, Atanın hediyelerinin başının üzerinde olduğunu ama gelen parayı alamayacağını söylemiş, heyettekiler ise olurmu alman lazım bu senin hakkın demişler, o anda ocakta kaynamakta olan kahve ateşine paraları atıp yakacağını söyleyince, heyettekiler oracıkta durup kalmışlar.

(Söylentilere bakılırsa parayı o ateşte yaktığı ifade edilmektedir.)

Ankara’ya 1930-1931 yıllarında gitmiş, Ulu önderimizle görüşmüş, Atamız ise Hancı Halil Ağaya ticaretini Ankara’da yapmasını istemiş ve yer olarak ta şimdiki gençlik parkı olan alanın ona verileceği söylenmiş, yine büyük bir tevazu göstererek bu teklifi de kabul etmemiştir.

Ulu önderimizin savaşta omuz omuza mücadele ettiği arkadaşlarında Mareşal Fevzi Çakmak yurt gezileri esnasında Hancı Halil Ağanın misafiri olmuş, Halil ağa ile uzun sohbetler etmiştir. Elimizde Mareşal Fevzi Çakmak Paşa ile çekilmiş bir adet fotoğrafı mevcuttur.

Ulu önderimizin Kale Hanına geldiği zaman Halil Ağa Yöre önde gelenlerini toplamış, gelen heyetin huzuruna kalabalık bir şekilde çıkmıştır.

Gelen heyete, Belören Nahiyesinden Hatip Hoca da talebeleri ile katılmış, heyete şöyle bir methiye söylemiştir.

Bir Lütfi mahfuz Hazreti Milli olarak Devre teftiş ve münasebeti ile Ilgaz Kale Hanı önünden geçen Paşalarımızdan cümlemiz müteşekkiriz.

 Cenabı hak bu mülki milletimize bağışlasın demekle, böyle ünlü paşalarımızı hakkı makamlarında eylesin.

Atatürk ve heyetine ita fen söylemiştir.

Atatürk’te Hatip hocaya dönerek sayın hocam bir istirhamınız varsa söyleyin demiş, Hatip hoca da iki tane oğlum var okutmak istiyorum paşam diye cevap vermiş, Atatürk de cebinden bir kart çıkarıp ve Hatip hocaya vermiş, Hatip hoca çocuklarını okumuştur.

Hatip hocanın en büyük oğlu Kemal Bey (HATİPOĞLU)1330 doğumlu

İstanbul Haydarpaşa Numune Hastanesi Baş Hekimi oluyor

Hatip Hocanın ikinci çocuğu ise Naci Bey (HATIPOĞLU)1333 doğumlu Kayseri’de başhekimlik yaptı.

Hatip hocanın daha sonra başka çocukları da olmuş.

Mustafa Hatipoğlu Banka Müdürü.

İbrahim Hatipoğlu Banka Müdürü.

Şerafettin Hatipoğlu. Doktor oldu.

Bilgileri bize sağlayanlar Ahmet ÇIRPAN, Mehmet AKMAN ve Yüksel KAPTAN Bey Belören doğumlu olup bu bilgiyi Rahmetli babası

Mehmet KAPTAN’DAN öğrendiğini dile getirdi.

Halil Ağanın Hanında Ülkemizin ilk sanayici ve tüccarlarında Rahmetli Vehbi KOÇ ’ta kalmış ve anılarında Halil ağanın hanından söz etmiştir.

Halil ağanın hanı Ilgaz ilçe merkezine yaklaşık 7 Km uzaklıkta Kastamonu yolu üzerinde bulunmaktadır.

Han 1951 yılında büyük bir yangın felaketi yaşamış geriye ise sadece temel kalıntıları kalmıştır.

Bu yangında birçok fotoğraf ve belgede yok olmuştur.

Son yıllarda Valiliğimizin diğer il valileri ile yaptığı girişimler sonucunda İnebolu-Ankara arası yol İstiklal Yolu ilan edilmiştir.

~ DERBENT ŞEHİTLERİ ve HİKAYESİ YANIĞIN EMİNE~

 

Türk Milleti bağımsızlık mücadelesi verirken, Trabzon ve Samsun dolaylarında kümelenen 80 -100 kişilik Rum ve Ermenilerin oluşturduğu Pontus eşkıyası batıya doğru saldırıya geçti.

Uğradıkları yerleri yakıp yıktılar, Hedeflerinde ise Türk ordusuna destek sağlayan Koçhisar-ı Bala’daki (Ilgaz) cephaneliği yok etmek vardı, bu amaçla saldırıya geçtiler.

Askerlik Şube Başkanı Enis Bey haberi alır almaz Ilgazlılardan yardım istedi, her türlü silahlarını yanına alan Ilgazlı vatandaşlar, çetenin üzerine yürüdü.

 Jandarma Müfreze Komutanı Alaattin Bey, müfrezesi ile birlikte tuzağa düştü ve Baldıran mevkiinde Pontus eşkıyaları tarafından vahşice şehit edildiler.

Bütün olanlara rağmen cephaneliğe ulaşamadılar, Ilgazlılar canla başla cephaneliği korudular.

Cephaneliği ele geçiremeyeceklerini anlayan eşkıyalar Bolu Dağına doğru hareketlerine devam ettilerse de, Türk Ordusundan cevabını aldılar, Arkadan kalleşçe vurmanın bedelini ödediler.

Şehit Düşenlerin Künyesi:

Çankırı’nın Yoğurtçular Mahallesinden Çavuş Hamit

Ilgaz’ın Kırışlar Köyünden Onbaşı Aziz

Ilgaz’ın Yeni Mahallesinden Hakkı

Çerkeş’in Karalar Mahallesinden Osman

Kastamonu’nun Akkaya Köyünden Şevki

 

Ruhları Şad olsun.

 

Derbent Şehitliğinde bulunan kitabedeki hadise şöyle anlatılır;

 

Dokuz yüz 21 yılı nisan ayı içinde, Samsun’dan gelen çete, iki papaz, peşinde seksen beş erkek ile bir kadın, birde katır. Kiminde tüfek, bıçak bağzısında da satır. Pontus’lulara ait bir ermeni çetesi, melanet için gelmiş belli hain çehresi. Ilgaz Dağının Derbent Karakol mıntıkası, esasen karakolla fazla değil arası. Çayırlıkta yerleşmiş gözcü koyarak öne, bin macera karıştı baharda bu güne. Çetenin tutulması için emir alınmış, beş kişilik müfreze peşlerine salınmış. Bunu gören çetenin gözcüleri o anda tırmanmışlar ağaca, gizlenmişler bir yanda. Erlerimiz geçerken ağaçlıktan ileri atlamışlar üstüne, Kan götürmüş bu yeri. Parça, parça ederek her birini kaçmışlar, korkunç vakadan sonra dere, tepe aşmışlar. Arkadan çıkarılan vilayet müfrezesi, takip etmiş bunları, merak sarmış herkesi, Bolu Düzce arası peşlerine düşülmüş, yakaladıkları an hesapları görülmüş. Hak tecelli eylemiş, uzun zaman geçmeden, kara topraklar olmuş onlara soğuk kefen. Ey mübarek   (Şehit) ler. Rahat uyuyun şimdi. Gökten adlarınıza büyük mertebe indi. Bu sonsuz gecelerde kabrinize (Nur) dolsun.

 

~ YANIĞIN EMİNE ~

Kurtuluş savaşında sağlanan lojistik desteğin % 30’u İnebolu – Ilgaz – Çankırı – Ankara istikametindeki ‘İSTİKLAL YOLU’ kanalıyla sağlanmıştır.

Evin erkeği askere gitmiş, Şehit olmuşlar.

Sadece yaşlı ve çocukların, yoksulluk içerisinde yaşam mücadelesi verdiği İstiklal yolu köylüleri, çıplak ayakla, lime, lime olmuş giysileri, yarı aç, yarı tok, karda, yağmurda ve çamura da savaş alanına gönderilen mühimmatı kağnılarla, bazen de sırtında cepheye taşıyarak ve şehit olarak, İstiklal Savaşının görünmez isimsiz kahramanları oldular.

Yanığın Emine şöyle anlatılır;

Yanığın Emine Ilgaz ilçesinin içindendir.

Silahları kağnıdan yere boşaltacaktık, arabaya gittim.  Yanığın Emine ablada karnı üstüne çöküvermişti. Çuvalı açtım, birde ne göreyim; Hey Allah’ım, sen ne yapmasın ki, Yamalı bir gömlek içinde ay parçası gibi bir çocuk, Daha ekşiliği gitmemiş, çıldır, çıldır yüzüme bakıyordu. Bacaklarının üzerine iki, mavzer bindirilmişti şaştım kaldım. Abla dedim, evde bu çocuğa bakacak kimse yok mu idi? Bu donsuzu ne dedin de Allah’ın yeri sağır, Göğü sağır günlerinde yanına aldın, bu ağır demirler o yavrucuğun bacaklarına konur mu?

 

Yüzüme baktı, hiç tınmadı. Ben onu yolda doğurdum, onun için köye mi döneyim? Baktım biraz üşüyordu, silahlardan ısınır diye koydum dedi.